Proje Hataları Yüzünden Yüzde 30 Fazla Ödeme Yapıyor Olabilirsiniz
Bir güvenlik sistemi projesi elinize geldiğinde, bazen şu düşünceye kapılabilirsiniz: “Zaten proje hazır, niye bir daha kontrol ettirelim ki?” İlk bakışta mantıklı görünen bu yaklaşım, ne yazık ki şirketleri gizli maliyetlerle karşı karşıya bırakabiliyor.
Elektronik güvenlik ve yangın alarm sistemlerinin tasarımında yapılan küçük hatalar bile, projenin toplam maliyetini fark ettirmeden yükseltebilir. Üstelik bu hatalar yalnızca bütçenizi zorlamakla kalmaz, aynı zamanda güvenlik sisteminin verimliliğini de azaltarak riskleri artırır.
Bu yazıda, elektronik güvenlik sistemi projelendirme (dizayn) hatalarının neden maliyetleri yukarı çektiğini derinlemesine inceleyeceğiz. Hedefimiz, bir yatırımcı, proje yöneticisi veya satın alma sorumlusu olarak belki de ihtiyacınız olmayan işlere %30 fazla para ödüyor olabileceğinizi göstermek ve bu gizli maliyet kalemlerini ortaya çıkarmaktır.
Öncelikle tipik proje hatalarını tanımlayacağız, ardından bu hataların bütçenize nasıl yansıdığını örneklerle anlatacağız. Son bölümde ise bir bağımsız uzman tarafından yapılacak proje incelemesinin nasıl tasarruf sağlayabileceğini açıklayacak ve projenizi onaylamadan önce kendinize sormanız gereken 7 kritik soruyu sıralayacağız.
Kendi sektörümüzde sıkça duyduğumuz bir söz var: “Ucuz proje, pahalıya patlar.” Gelin, bunun neden böyle olduğunu birlikte keşfedelim.
Tipik Elektronik Güvenlik Sistemi Projelendirme Hataları
Elektronik güvenlik ve yangın alarm sistemleri, kameralar, sensörler, alarm panelleri, kartlı geçiş cihazları, yangın dedektörleri gibi pek çok bileşenden oluşur. Bu sistemlerin projelendirilmesi, yani kağıt üzerindeki tasarımı, uzmanlık ve detaylı planlama gerektirir. Maalesef pratikte sıkça rastlanan bazı proje hataları vardır ki, her biri ayrı bir maliyet tuzağı anlamına gelir. İşte en yaygın projelendirme hatalarından bazıları:
1. Gereğinden Fazla Malzeme ve Kapasite Kullanımı
“Ne olur ne olmaz, fazladan koymakta zarar yok.” Bu düşünce, güvenlik projelerinde maliyeti şişiren en yaygın hatalardan biridir. İhtiyaçtan fazla kamera, sensör veya gereksiz yüksek kapasiteli sistemler planlamak ilk bakışta güvenliği artırıyor gibi görünebilir; fakat aslında bütçenizi boş yere tüketir. Doğru tasarlanmış bir sistem, gerektiği kadar ekipmanla optimum koruma sağlar.
Gereğinden fazla cihaz koymak, hem ilk yatırım maliyetini artırır hem de işletme ve bakım masraflarını yükseltir. Gerçek bir elektronik güvenlik sistemleri proje tasarımcısı hangi güvenlik ekipmanını oraya niye koyduğunu bilir. Elektronik güvenlik sistemi projelerinde gerekli teknik hesaplara hakim durumda olması gerektiğini bilir. Maalesef günümüzde ehliyetsiz proje tasarımcıları rasgele projeler tasarlamaktadır.
Bu hatanın nedenlerine baktığımızda birkaç senaryo öne çıkıyor:
Panik ve Abartılı Önlem:
Örneğin, yakın zamanda bir hırsızlık olayı yaşayan bir şirket düşünün. Panikleyip her köşeye kamera ve sensör koyduran yöneticiler, aslında uzun vadede kullanmayacakları “aşırı” bir sistem satın alabiliyorlar. İlk aylarda her şey yolunda gibi görünse de zamanla sistemin büyük kısmının ihtiyaç dışı olduğu fark ediliyor.
Gereksiz kameralar izlenmiyor, anlamsız alarmlar kapatılıyor ve sonuçta onca cihaz boşa yatırım haline geliyor. Bu overkill diyebileceğimiz aşırı tasarım, güvenliği artırmak bir yana, kullanım zorluğu ve bakım yükü nedeniyle sistemin verimini düşürebilir. Sonuç olarak şirket, ihtiyacı olmayan cihazlara on binlerce lira harcamış oluyor.
Yanlış Risk Analizi:
Güvenlik ihtiyaçları doğru analiz edilmediğinde, projeyi hazırlayanlar “her ihtimale karşı” ekstra malzemeler ekleyebiliyor. Detaylı bir risk analizi yapılmadan hazırlanan projelerde, örneğin 5 kamerayla korunabilecek bir alan için 8 kamera öngörülmüş olabiliyor. Sırf hiçbir noktayı riske atmamak adına yapılan bu yaklaşım, alanın gereksinimleriyle orantısız sayıda ekipmana yol açıyor.
Oysa ki uzmanlar, doğru risk analizinin gereksiz donanım maliyetlerinden kaçınmayı sağlayacağını belirtir; yani güvenlik açığını kapatmak, kör noktaları gidermek mümkünken, bunu yanlış planlama yüzünden fazla cihazla çözmeye çalışmak bütçenizi gereksiz yere tüketir.
Bundan dolayı proje tasarımcısı ile işveren yakın işbirliği içinde olmalıdır. İşveren ihtiyaçlarını doğru ifade edebilmeli, proje tasarımcısı ise işveren ihtiyaçlarını kendi bilgi ve tecrübesi ile harmanlayarak en ideal projeyi oluşturmalıdır.
Geleceği Düşünerek Aşırı Kapasite Planlama:
Bazı durumlarda da ileride lazım olur düşüncesiyle kapasiteyi çok büyük tutma hatası yapılır. Örneğin, şu anda sadece 30 kapı için kartlı geçiş sistemine ihtiyacınız varsa, 1024 kapıya kadar destekleyen devasa bir access control yazılımı satın almanız gereksizdir.
Gerçekte belki hiçbir zaman o kadar genişlemeyeceksiniz. Sırf “ileride belki lazım olur” diye on kat pahalı ve karmaşık bir sistem almak, başlangıç maliyetini katlamakla kalır, aynı zamanda yazılım lisans, destek ve güncelleme ücretlerini de astronomik seviyeye çıkarır.
Nitekim sektörden çarpıcı bir örnek verelim: Orta ölçekli bir şirket merkezinde hemen 28 kart okuyucu kullanılması planlanırken, güvenlik yöneticisi ileride tüm şube ve tesisleri de bağlarız düşüncesiyle 1024 okuyucu kapasiteli, entegre bir sistem tercih ediyor. Oysa 28 okuyucu için piyasada 15 bin dolar civarında bir orta segment sistem işini görecekken, tercih edilen üst düzey sistem 150 bin doların üzerinde bir maliyetle kuruluyor.
Sonuç? Koca sistemin %5’i bile kullanılmıyor, her yıl yazılım bakımına gereksiz yüksek ücretler ödeniyor. Bir yıl sonra üretici firma bu modelin “artık eski platform” olduğunu duyurup desteği kesince, şirket mecburen çok daha küçük ve ucuz bir sisteme geçiyor. İlk yatırım neredeyse çöpe gitmiş oluyor. İşte gereğinden fazla kapasite ve malzeme kullanmanın böylesine dramatik sonuçları olabiliyor.
Özetle, ihtiyaç fazlası cihaz ve kapasite kullanımı, projenin ömrü boyunca size maliyet yazan bir yüke dönüşüyor. Doğru tasarımın hedefi “en çok cihaz” değil, en uygun cihaz sayısıyla maksimum güvenlik olmalıdır.
2. Yanlış Ürün Seçimi
Bir diğer sık karşılaşılan hata, yanlış ürün seçimi veya yanlış marka/model tercihleridir. Projede kullanılacak cihazların uygunluğu, toplam maliyet üzerinde düşündüğünüzden daha büyük etkiye sahip olabilir. Yanlış ürün seçimi deyince akla birkaç durum geliyor:
Amaca Uygun Olmayan Cihazlar:
Örneğin, dış ortamda kullanılması gereken bir kamera için iç mekan kamerası seçilirse, bu cihaz kısa sürede arıza yapacak veya performans vermeyecektir. Sonuçta ne olur? Bir süre sonra mecburen hava şartlarına dayanıklı, doğru modeli satın alıp yeniden montaj yapmanız gerekir. İlk alınan yanlış kamera ise boşa harcanmış bir maliyet olarak kalır.
Keza endüstriyel bir tesiste tozlu/ısılı ortam için özel muhafazalı modeller gerekirken, standart bir cihaz konulursa arızalar başlar ve sürekli tamir veya değişim masrafları çıkar. Yanlış ürün seçiminin faturası sadece ilk alım maliyetiyle sınırlı kalmaz, bakım-onarım giderleri ve sistem arızaları yüzünden iş kayıplarıyla katlanır.
Yetersiz veya Aşırı Özellikli Cihazlar:
Bazı projelerde seçilen ürünün teknik özellikleri ya gereğinden düşüktür ya da ihtiyacın çok üstünde kalır. Her iki uç da maliyeti artırır. Örneğin, çok yüksek çözünürlüklü ve gelişmiş analitik özellikli bir kamera sistemi, eğer işletme bu özellikleri kullanmayacaksa gereksiz pahalıdır. Hem cihazlar pahalıdır hem de bu devasa veriyi depolamak için ekstra güçlü kayıt cihazları ve sunucular gerekir.
Tersine, gereğinden ucuz ve basit bir çözüm seçilirse de kısa sürede ihtiyacı karşılamadığı anlaşılıp yükseltme yapmak zorunda kalınır. Diyelim ki bir depoya ekonomik diye konulan ucuz alarm paneli, aslında ticari kullanımda gerekli sertifikalara sahip değil; yangın anında güvenilir çalışması şüpheli.
Sonradan yönetmelik gereği veya yaşanan sorunlar nedeniyle, tüm paneli daha kaliteli bir modelle değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Yani ilk başta kar ettiğinizi sandığınız maliyet, ikinci kez doğru ürünü almak zorunda kalınca iki katına çıkar.
Uyumsuz Markalar ve Entegrasyon Sorunları:
Projede seçilen ürünlerin birbiriyle uyumlu olmaması da büyük bir problemdir (buna entegrasyon kısmında ayrıca değineceğiz). Yanlış marka seçimi, sistemlerin ileride birbiriyle konuşamamasına yol açabilir. Örneğin, erişim kontrol sisteminiz belirli bir marka, CCTV kameralarınız bambaşka kapalı devre bir platform ise, bu ikisini entegre etmek imkânsız hale gelebilir.
Sonradan “keşke aynı sistem olsaydı” deyip ya kameraları ya kartlı geçişi değiştirmeye kalkmak çok yüksek ek maliyet demektir. Halbuki baştan doğru seçim yapılsa bu harcamalar olmazdı. Yine benzer şekilde, üretici firması bilinmeyen veya desteği zayıf bir ürün seçerseniz, ileride yedek parça bulamama, yazılım güncellemesi alamama riskleri vardır. Bu da ürünlerin ömrünü kısaltır ve erken yenileme maliyeti doğurur.
Yanlış ürün seçimi genellikle satın alma aşamasında “daha ucuz cihaz alalım” veya “bu da işimizi görür” düşüncesinden kaynaklanır. Oysa toplam sahip olma maliyeti (TCO) açısından bakıldığında, ucuz ama dayanıksız bir ürün, pahalı olandan daha masraflı hale gelebilir. Ya da tam tersi, çok pahalı bir ürün kullanmak, getireceği faydayla orantısızsa bütçenizi gereksiz yere tüketir.
Bu dengeyi sağlamak, teknik uzmanlık ve piyasa bilgisi gerektirir. Projelendirme aşamasında yapılacak tarafsız bir değerlendirme ile hangi cihazların gerçekten ihtiyaca en uygun ve uzun vadede ekonomik olduğu belirlenmelidir. Aksi takdirde yanlış cihaz seçimlerinin gizli maliyetleri, proje ilerledikçe ortaya çıkacaktır.
3. Kablo Güzergahı ve Altyapı Sorunları
Elektronik güvenlik sistemleri zayıf akım altyapısına dayanır – yani kilometrelerce veri kablosu, enerji kablosu, sensör hatları demektir. Proje çiziminde kablo güzergahlarının iyi planlanmaması veya altyapı detaylarının düşünülmemesi, inşaat sürecinde ve sonrasında ciddi maliyet artışlarına yol açabilir. Bu hata grubunda şunlar öne çıkar:
Geç Planlama ve Sonradan Delme/Kırma İşleri:
Maalesef bazı projelerde güvenlik sisteminin kablolaması, mimari ve elektrik planları tamamlandıktan sonra düşünülüyor. Örneğin, bina inşaatı bitmek üzereyken, “kameralar için kablo nereden geçecek?” sorusu akla geliyor.
Eğer projede en baştan kablo kanalları, boru geçişleri planlanmadıysa, bu aşamada duvarları, tavanları kırıp yeniden hat geçirmek gerekir. Bu da ek inşaat işi ve çift taraflı maliyet demektir: Hem zaman kaybı yaşanır (iş programı sarkar, belki açılış gecikir) hem de müteahhitlere ekstra ödeme yapılır. Bir inşaat sonrasında yapılan revizyon, aynı işi ilk seferde yapmanın kat kat üstünde maliyet çıkarır.
Sektörde sık kullanılan bir hesaplama var: Projelendirme aşamasında harcanan 1 lira, uygulama sonrasında 10 liralık düzeltmeyi önler. Yani, planlama aşamasına yapacağınız küçük bir yatırım, sonradan ortaya çıkacak kırıp dökme işlerini engelleyerek en az 10 kat tasarruf sağlar.
Uzun Mesafeler ve Uygun Olmayan Kablo Seçimi:
Kablo güzergahı planlanırken mesafeler ve kullanılacak kablo tipleri iyi hesaplanmalıdır. Örneğin, uzak bir noktasına kamera koyuyorsunuz ama proje bunu standart kabloyla göstermiş. Oysa o mesafede görüntü kalitesi için fiber optik kablo gerekebilir. Eğer bu öngörülmediyse, sonradan bakır kabloyla sinyal sorunları yaşanır, mecburen fiber kablo çekmek zorunda kalırsınız.
Bu da ekstra malzeme ve işçilik demek. Yine benzer şekilde, yangın alarm sisteminde dedektörlerin kablo hattı uzunluğu teknik gereklilik sınırlarını aşıyorsa, ilave loop modülleri, daha büyük kesitler veya güç kaynakları gerekir – proje başında hesaba katılmayan bu cihazlar sonradan maliyeti yükseltir.
Yetersiz Altyapı ve Kapasite Sorunları:
Güvenlik sistemine ayrılan kabinet, kanal, boru, enerji beslemesi gibi altyapı unsurları yanlış planlanırsa, ileride bunları düzeltmek pahalıya mal olur. Örneğin, projede DVR/NVR cihazları için küçük bir data odası ayrıldı ama aslında havalandırma yetersiz, rack kabin boyutu küçük tutulmuş. Sistem kurulurken cihazlar sığmıyor veya aşırı ısınıyor.
Çözüm? Duvar kırıp odayı büyütmek ya da ek klima koymak gibi yeni inşaat masrafları. Keza, kablo kanalları çok düşük kesit çizilmişse tüm kablolar sığmıyor; işçiliğin ortasında daha geniş kanal almak, yeniden montaj yapmak gerekebiliyor. Tüm bunlar projenin maliyet hanesine sonradan yazılan kalemler oluyor.
Koordinasyon Eksikliği: Kablo güzergahlarının diğer disiplinlerle (elektrik, mekanik, mimari) uyumlu olmaması da revizyonlara yol açar. Örneğin projenizde bir CCTV kablosu çekilecek yer, meğer asma tavanda klima tesisatıyla çatışıyor.
Eğer önceden koordine edilmezse sahada “ya bu boru buradan geçmez, şimdi ne yapacağız” denir. Sonra ya farklı, daha uzun bir yol seçilir (daha fazla kablo gider) ya da diğer sistemi değiştirirsiniz (yine masraf). İnşaat sırasında her keşfedilen uyumsuzluk, anında dolar demektir.
Kısacası, kablo güzergahı ve altyapı planlama hataları yüzünden çoğu proje bütçesi başlangıçta öngörülmeyen ek maliyetlere maruz kalır. İyi bir projede, güvenlik sisteminin kablolaması binanın tasarımına entegre bir şekilde düşünülür. Eğer proje çiziminde bu detaylar net değilse, bu bir uyarı işaretidir: Muhtemelen sahada canınız sıkılacak ve kesenin ağzı açılacaktır.
4. Entegrasyonun Düşünülmemesi
Güvenlik ve yangın sistemlerinde entegrasyon, günümüzde başarının anahtarıdır. Entegrasyonun düşünülmemesi, farklı sistemlerin birbirinden bağımsız, adeta izole adacıklar halinde çalışmasına yol açar. Bu da hem güvenlik zaafiyetlerine hem de gereksiz maliyet kalemlerine sebep olur. Bu konuyu birkaç açıdan ele alalım:
Çakışan ve Mükerrer Sistemler:
Entegrasyon yoksa, aynı işi yapan birden fazla sistemle karşılaşabilirsiniz. Örneğin, entegre düşünülmemiş bir projede, yangın alarm sistemi kapıları kilitlemeyi veya asansörleri kontrol etmeyi hesaba katmamış olabilir. Sonuçta ne olur? Yangın anında insanları tahliye için kartlı geçiş sisteminin kapıları otomatik açması gerek ama iki sistem konuşmuyor.
Sonradan bu iki sistemi haberleştirmek için ara modüller, arayüzler satın almak zorunda kalırsınız. Belki de en başta seçilen panel bu entegrasyona uygun değildi, tüm paneli değiştirmek zorunda bile kalabilirsiniz. Bu tamamen hesaba katılmamış ekstra bir harcamadır. Başka bir örnek: Güvenlik kamerası sistemi ve hırsız alarm sistemi bağımsız çalışıyor, oysa entegre olsalar alarm anında ilgili kamerayı ekrana getirebilecekler.
Entegrasyon düşünülmediği için ayrı ayrı sistemler kurulmuş; birinde alarm çalarken operatör diğer sistemden kamerayı elle arıyor. Hem zaman kaybı hem de verimsizlik. Eğer bunu düzeltmek isterseniz, sonradan PSIM denilen fiziksel güvenlik entegrasyon platformları satın almak zorunda kalabilirsiniz ki bunlar epey maliyetlidir.
Mükerrer Donanım ve Altyapı:
Entegrasyon yoksa her sistem kendi donanımıyla ve altyapısıyla var olur. Mesela bina girişinde hem güvenlik alarmı PIR dedektörü koyuyorsunuz hem ayrı bir erişim kontrol sensörü hem de ayrı bir yangın dedektörü. Halbuki bazı entegre sistem çözümleri veya akıllı sensörler, tek bir cihazla birden fazla işi yapabilir ya da aynı güzergah üzerindeki cihazlar tek bir data hattını paylaşabilir.
Ayrıca, farklı sistemler için ayrı ayrı kablo şebekesi çekilir, ayrı enerji beslemeleri düzenlenir. Bu da daha fazla kablo, daha fazla işçilik ve malzeme demektir. Örneğin, entegre bir güvenlik ağı planlansaydı tek bir omurga kablo üzerinden kameralar, alarm modülleri ve kart okuyucular haberleşebilecekken, entegrasyon düşünülmediği için üç farklı kablo altyapısı kuruluyor.
Bu mükerrer yatırım anlamına gelir. Belki üç ayrı network switch, üç ayrı kesintisiz güç kaynağı (UPS) alıyorsunuz, vs. Tüm bunlar bütçede gizli yük oluşturur.
Operasyonel Verimsizlik ve İşletme Maliyetleri:
Entegrasyon eksikliğinin en büyük maliyetlerinden biri de işletme aşamasında çıkar. Birbirine entegre olmayan sistemler demek, birden fazla yazılım, birden fazla bakım sözleşmesi ve birden fazla eğitim demektir. Örneğin, CCTV sistemi için ayrı bir yazılım lisansı ve yıllık bakım ücreti, erişim kontrol için ayrı bir yazılım ve bakım ücreti ödersiniz.
İki farklı tedarikçiyle ayrı ayrı sözleşmeler yaparsınız, her biri bakım için ayrı fatura keser. Eğer bunlar tek platform olsaydı, tek bir bakım anlaşması ile belki toplamda daha düşük bir tutar ödeyecektiniz. Yine, personel eğitimi açısından bakın: Güvenlik ekibiniz hem kamera sistemini kullanmayı öğrenmek zorunda, hem alarm panelini, hem yangın sistemini… Hepsi farklı arayüz, hepsi farklı prosedür.
Bu da eğitim sürelerini uzatır, kullanıcı hatalarına açık kapı bırakır. Acil bir durumda personel üç farklı ekrandan durumu takip etmeye çalışırken zaman kaybedebilir. Bu zaman kaybının riskleri bir yana, sırf bu karmaşıklığı gidermek için ekstra eleman istihdam etmek zorunda bile kalabilirsiniz.
Nitekim yapılan incelemeler, entegre platform kullanan kurumların olay müdahale ve raporlama için harcadığı sürenin, kopuk sistemler kullananlara kıyasla %40 daha az olduğunu gösteriyor – ki zaman tasarrufu da dolaylı bir maliyettir.
IT ve Diğer Sistemlerle Uyum:
Entegrasyon sadece güvenlik sistemlerinin kendi aralarında değil, aynı zamanda şirketin diğer sistemleriyle de düşünülmelidir. Bu yapılmazsa sonradan ciddi çatışmalar ve maliyetler ortaya çıkabilir. Örneğin, modern güvenlik cihazları genelde IP tabanlıdır ve şirketin bilgisayar ağına bağlanır.
IT departmanınız projeye dahil edilmez ve sistemin ağ altyapısı talepleri önceden konuşulmazsa, kurulum sırasında “bu kameralar bizim ağa bağlanamaz, bant genişliği yetmez” gibi itirazlarla karşılaşabilirsiniz. Ya da IT, güvenlik açıkları nedeniyle kendi networküne bu cihazları almak istemeyebilir, ayrı bir network kurmak zorunda kalınır.
Bu da fazladan switch, sunucu ve güvenlik duvarı demek, yani beklenmeyen bir harcama daha. Yine mekanik tesisat tarafında, diyelim ki bina otomasyon sistemi var ancak güvenlik sisteminizle entegrasyonu yok. Aslında entegre düşünülseydi, tek bir arayüzden ikisini de izleyebilirdiniz; şimdi ayrı ayrı sistemlere sahip olduğunuz için aynı işleri iki defa yapmak durumunda kalıyorsunuz.
Özetle, entegrasyonun düşünülmemesi ilk bakışta proje teklifini belki basit ve düşük maliyetli gösterir, çünkü her sistem kendi halinde çizilip çıkmıştır. Ancak uygulama ve işletme safhasında bunun bedeli, gizli maliyetler olarak karşınıza gelir: Mükerrer cihaz ve altyapı yatırımları, ayrı bakım ve lisans ücretleri, verimsizlikten kaynaklanan personel maliyetleri… Dahası, entegre çalışmayan bir güvenlik çözümü, acil durumlarda size zaman kaybettirerek güvenlik anlamında da bedel ödetir.
Bu Hataların Maliyete Etkisi
Yukarıda sıraladığımız proje hataları, farklı yollarla toplam maliyeti artırır. Kimi doğrudan ihale bedelini yükseltir, kimi de sonradan ortaya çıkan ek işler şeklinde bütçenizi zorlar. Aşağıda, bu hatalardan kaynaklanan başlıca maliyet etkilerini özetledik:
Gereksiz Cihaz Sayısı ve Donanım Fazlası:
İhtiyaçtan fazla koyulan her kamera, dedektör, kart okuyucu vb. cihaz, doğrudan doğruya fazla ödeme yaptığınız anlamına gelir. Örneğin proje aslında 80 kamera ile yeterli gözetimi sağlayabilecekken 100 kamera öngörüldüyse, fazladan 20 kameranın cihaz maliyeti, montaj işçiliği, kablolaması ve aksesuarları için belki de on binlerce lira fazladan harcama yapılıyor demektir.
Ayrıca kapasite fazlası alınan büyük sistemler (örneğin dev bir kayıt sunucusu, aşırı güçlü bir yazılım paketi) hem ilk yatırımda bütçeyi şişirir, hem de her yıl lisans yenileme, bakım gibi işletme giderlerini gereksiz yere yüksek tutar. Bu “gizli maliyet”, başlangıçta fark edilmez çünkü proje onay aşamasında genelde sadece ilk kurulum maliyetine odaklanılır.
Ancak yıllar içinde ihtiyacınız olmayan cihazların bakımını yapmak, arızalanınca değiştirmek ya da kullanılmadan raflarda eskidiğini görmek, şirketiniz için net bir kaynak israfıdır.
Ek İnşaat ve Altyapı İşleri:
Proje hataları nedeniyle planlanmamış inşaat işleri ortaya çıkması çok yaygındır. Duvar kırma, kanal açma, sonradan boru/döşeme yapma gibi işler hem zaman hem para kaybettirir. Örneğin, güvenlik kameralarının kablosu için ilk projede şaft geçişi unutulmuşsa, sonradan uygun yerlerden delik açtırmanız gerekebilir.
Bu ufak bir iş gibi görünse de, hele ki bina büyükse bir dizi çekirdek delik açma işi için bile ciddi bir taşeron maliyeti çıkar. Benzer şekilde, odalar arası kablo geçişi için galeriler yetersizse tavanları tekrar sök-tak yaparsınız, boya badana işleri tekrar çıkar.
Tüm bunlar projenin toplam maliyetine eklenir. İnşaat bittikten sonra yapılan her müdahale, ilk yapmaya kıyasla kat be kat pahalıdır. Ayrıca bu tür revizyonlar, ana yükleniciyle ayrı bir sözleşme gerektirip bürokrasi oluşturabilir veya garanti süreçlerini zedeleyebilir. Ek inşaat işleri kalemi, çoğu zaman başlangıç bütçede olmayan ama sonunda karşınıza gelen maliyetlerden biridir.
Revizyonlar ve Yeniden İşçilik: Hatalı projelendirme, sahada revizyon üstüne revizyon demektir. Diyelim ki yanlış ürün seçimi yapıldı ve takılan cihaz beklentiyi karşılamadı; şimdi onu söküp yenisini takmak gerek. Bu sırada çalışanların mesaisini iki kere harcamış oluyorsunuz.
Montaj ekibi belki de aynı noktaya iki defa çıkıp indi, kabloyu iki defa çekti. Bu yeniden işçilik, yüklenici firmanın hatasından kaynaklanıyorsa onların kar marjını azaltır; ancak çoğu zaman ufak revizyonların bedeli müşteriye de yansır, en azından proje gecikerek dolaylı maliyet yaratır.
Bazen de projede unutulmuş bir özellik sonradan eklenir: Örneğin “şu kapıya kartlı geçiş ekleyelim” dediniz, bu bir değişikliktir ve ek iş ücreti getirebilir. Proje onaylanırken bu gibi revizyon ihtimalleri genellikle hesaba katılmaz ama gerçekte neredeyse her projede ufak da olsa değişiklikler çıkar. Her değişiklik, yeni bir maliyet anlamına gelir.
Dahası, revizyonlar yüzünden proje süresi uzar, şirketin kaynakları (insan gücü, zaman) daha uzun süre bu işe bağlanır. Bu da gizli bir maliyet kalemidir; özellikle proje yöneticileri için süre uzaması, fırsat maliyeti demektir.
Kabul Sonrası Düzeltme Bedelleri:
En kötü senaryolardan biri, proje tamamlanıp sistem devreye alındıktan sonra ortaya çıkan hatalardır. Resmi kabul (teslim alma) yapıldıktan sonra fark edilen eksikler veya uyumsuzluklar, artık sözleşme dışında kalabilir ve düzeltmeleri için ekstra bütçe ayırmanız gerekebilir.
Örneğin, yangın algılama sistemi devreye alındıktan sonra itfaiye denetiminde kritik bir alan için dedektör konulmadığı tespit edilirse, binayı kullanabilmek için oraya dedektör eklettirmek zorundasınız. Bu belki küçük bir iş gibi gelir ama yeni dedektörün cihaz bedeli, onun için tekrar kablo çekmek, belki tavanda tadilat yapmak derken maliyet olarak şişer.
Üstelik işin aciliyeti nedeniyle yükleniciye pazarlık şansınız da olmaz, ne derlerse ödemek zorunda kalabilirsiniz. Benzer şekilde, sistem çalışmaya başladıktan sonra kullanıcıların fark ettiği tasarım hataları olabilir: Kameraların bazı kör noktaları kaldıysa ya da alarm sistemi belirli saatlerde istemediğiniz uyarılar veriyorsa, bunları düzeltmek için ek cihaz veya farklı konfigürasyon gerekebilir.
Proje çoktan kapandıktan sonra yapılan bu düzeltmelerin bedeli, genelde firmanızın cebinden çıkar çünkü sözleşme kapsamında değildir. Ayrıca sistemi kullanmaya başladıktan sonra ortaya çıkan sorunları gidermek, hem operasyonel aksaklıklara yol açar (güvenlik zaafiyeti oluşabilir) hem de acil düzeltme gerektiğinde planlanmamış harcamalar yapmanıza neden olur.
Yukarıdaki maddeler, proje tasarım hatalarının maliyete dönüşen yüzleridir. Başta, kağıt üzerinde her şey yolunda gibi görünse de, “ucuza çıkmış gibi görünen” bir proje sonunda size çok daha pahalıya mal olabilir. Bazen bu maliyetler doğrudan para olarak çıkar, bazen de zaman kaybı veya risk artışı şeklinde dolaylı olarak karşınıza gelir.
Peki tüm bu saydığımız hatalar nasıl önlenebilir? Bir sonraki bölümde, bağımsız danışmanlık almanın bu maliyetleri nasıl törpüleyebileceğini ele alacağız.
Bağımsız Danışman İncelemesi ile Sağlanacak Tasarruf
Bir elektronik güvenlik projesinin kağıt üzerinde kusursuz görünmesi, onun gerçekten optimum olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman, projeyi hazırlayan firma kendi ürünlerini satmaya odaklanır veya teknik bazı detayları isteyerek yada istemeden gözden kaçırabilir.
İşte bu noktada bağımsız bir danışmanın projeyi incelemesi, adeta projeye ikinci bir göz ile bakarak hataları yakalamanızı sağlar. Peki bağımsız danışmanlık size nasıl tasarruf sağlar?
Objektif İhtiyaç Analizi:
Bağımsız Güvenlik Danışmanı, kurumunuzun güvenlik risklerini ve ihtiyaçlarını sizin adınıza tarafsız bir şekilde değerlendirir. Böylece neyin gerçekten gerekli, neyin gereksiz olduğunu ortaya koyar. Kendi satış hedefi olmadığı için “fazladan şu cihazı da alın” demez; tam tersine, proje önerisindeki gereksiz gördüğü kalemleri tespit eder.
Örneğin danışman, proje dokümanında 150 kamerayla çözülmesi planlanan bir güvenlik gözetimi için aslında 100 kameranın yeterli olacağını, doğru yerleşimle aynı kapsamanın sağlanabileceğini belirtebilir. Bu 50 kamerayı, yani hatırı sayılır bir maliyeti, başlamadan kesmek demektir. Gereğinden fazla malzeme kullanımının önüne geçerek ilk yatırım maliyetini düşürür.
Aynı şekilde, risk analizinin eksik yapıldığı noktaları tamamlar; belki proje hazırlanırken atlanmış bir zafiyet vardı, danışman bunu ortaya çıkarıp “şuraya da şu algılama gerekli” diyerek projenin açıklarını kapatır. Bu sayede sonradan revizyon için harcayacağınız paradan tasarruf etmenizi sağlar.
Doğru Ürün ve Teknoloji Seçimi: Bağımsız danışmanlar genellikle vendor-neutral (satıcıdan bağımsız) bir yaklaşımla çalışırlar. Yani tek bir markaya bağlı kalmadan, piyasadaki en uygun çözümü önerebilirler. Projenizi inceleyen bir danışman, seçilen ürünlerin amaca uygun olup olmadığını analiz eder.
Yanlış veya uyumsuz bir ürün görürse hemen uyarır. Örneğin proje teklifinde çok üst düzey, pahalı bir model kullanılmışsa bunun yerine aynı işi görecek daha ekonomik bir alternatif sunabilir. Ya da tam tersi, kritik bir noktada kalite sorunlu bir cihaz seçilmişse, ileride doğacak sorunu önlemek için daha güvenilir bir markaya yönlendirebilir. Bu optimizasyonlar çoğu zaman toplam maliyeti düşürür.
Danışman ayrıca teknolojik trendleri ve güncel çözümleri bildiği için, belki de proje firmasının haberdar olmadığı yenilikçi bir yöntemi önerebilir. Örneğin, geniş bir alanı izlemek için onlarca sabit kamera yerine, stratejik noktalara konulacak birkaç yüksek çözünürlüklü PTZ yada benzeri kamera ve akıllı video analitiği ile aynı güvenlik seviyesinin daha ucuza sağlanabileceğini gösterebilir. Bu tür yaratıcı çözümler, sizin ekstra ödeme yapmadan elde edeceğiniz kazanımlardır.
Kablo ve Altyapı Planının Denetlenmesi:
Danışman, projenin teknik çizimlerini ve altyapı planlarını da inceler. Özellikle kablo güzergahları, enerji beslemeleri, cihaz konumları gibi detaylarda hata olup olmadığına bakar. Tecrübesi sayesinde “uygulamada sorun çıkaracak” noktaları önceden fark eder. Örneğin, danışman proje çiziminde kameraların besleme ünitesinin kapasitesinin düşük tutulduğunu ya da kablo yollarının yetersiz olduğunu tespit edebilir.
Bu durumda proje revize edilirken bu altyapı unsurları düzeltilir. Sonuç olarak, inşaat sırasında ortaya çıkabilecek ek işleri önceden bertaraf etmiş olursunuz. Danışman, mimari ekip ve diğer mühendislik disiplinleriyle proje üzerinden geçerek güvenlik sisteminin bina ile tam entegre tasarlanmasını sağlar. Bu koordinasyon, sahada ortaya çıkabilecek çatışmaları ve yeniden işçiliği en aza indirir.
Basit bir örnek: Danışman, daha inşaat başlamadan önce elektrik mühendislerine “şu şu odalara 7/24 besleme lazım, kesintisiz güç için önlem alın” dediğinde, sonradan çıkabilecek bir enerji sorunu önlenmiş olur. Belki bu sayede ileride doğacak bir kesintide cihazların zarar görmesi engellenir veya ayrı bir jeneratör masrafından kurtulursunuz.
Entegrasyon ve Uyumluluk Önerileri: İyi bir danışman, farklı güvenlik sistemlerinin entegre çalışmasını sağlayacak çözümleri masaya koyar. Projenizi gözden geçirirken “şu sistemler arasında entegrasyon eksik” diyerek sizi uyarabilir. Örneğin, CCTV ile alarm ve geçiş kontrol sisteminin entegre edilmesini önerebilir, veya yangın alarmıyla asansör/kapı sistemlerinin konuşması gerektiğini hatırlatır.
Bu öneriler, belki proje firmasının ihmal ettiği ama kritik önem taşıyan entegrasyonları içerir. Danışmanın katma değeri burada, ileride çıkacak maliyetli sorunları daha en başından yakalamaktır. Farz edelim ki proje kapsamında yangın alarmı ile HVAC sistemi entegrasyonu düşünülmemiş; danışman “yangın anında havalandırmanın kapanması gerek, bunun için ek modül lazım” dediğinde belki de çok ciddi bir revizyon masrafını önlemiş olur.
Ayrıca danışman entegrasyon konusunda üreticilerden bağımsız olarak standartlara uygun çözümler önerir. Yani tek bir üreticinin kapanı içine düşmenizi önleyebilir. Uzun vadede, daha esnek ve genişleyebilir bir sisteme sahip olursunuz ki bu da gelecekte upgrade maliyetlerini azaltır.
Yasal Gereklilikler ve Standartlar:
Güvenlik ve yangın sistemleri sıkı regülasyonlara tabidir. Bağımsız danışmanlar, ilgili yönetmelikler, standartlar (örneğin NFPA, EN54, yerel bina yönetmelikleri, itfaiye şartnameleri vs.) konusunda derin bilgiye sahiptir. Projenizi bu açıdan da süzgeçten geçirirler.
Herhangi bir eksik varsa – örneğin, yangın alarm projesinde flaşörlü siren zorunlu bölgeler atlanmışsa veya kamera sisteminde KVKK (kişisel verilerin korunması) ile ilgili bir ihlal riski varsa – bunları tespit edip düzeltme önerirler. Böylece, projeniz devreye alınırken herhangi bir resmi yaptırıma takılma veya son dakika düzeltme yapma gereği kalmaz.
Bu aslında cezai maliyetlerin ve itiraz süreçlerinin de önlenmesi demektir. Örneğin bir danışman incelemesi, projenizin iş güvenliği açısından riskli bir tasarım içerdiğini fark ederek düzeltirse, ileride oluşabilecek bir kazanın da önüne geçilebilir (iş kazaları da dolaylı olarak çok büyük maliyetler doğurabilir).
Maliyet Analizi ve Optimizasyon:
Danışmanlar sadece teknik değil, mali analiz de yaparlar. Projedeki her kalemin maliyet-fayda değerlendirmesini çıkarabilirler. Sizin adınıza, yüklenicinin sunduğu keşif listesine bakarak “şu malzemeyi şu nedenle şu kadar adette öngörmüşler, aslında burada tasarruf potansiyeli var” diyebilirler. Belki daha uygun tedarik imkânları konusunda da yol gösterirler.
Bağımsız bir göz olarak, teklif edilen fiyatların piyasaya göre makul olup olmadığını da yorumlarlar. Örneğin, danışman aynı kaliteye sahip alternatif bir markanın %20 daha uygun maliyetle temin edilebileceğini söyleyebilir. Bu durumda satın alma sürecinde eliniz güçlenir, ya mevcut tedarikçiden indirim istersiniz ya da alternatif ürüne yönelirsiniz. Her iki halde de tasarruf cebinize kalır.
Danışmanlık ücreti ilk bakışta ek bir maliyet gibi görünse de, çoğu zaman bu ücretin katbekat fazlasını proje maliyetinden budayarak geri kazandırırlar. Deneyimler gösteriyor ki, uzman bir danışmanın incelemesi, proje maliyetlerinde %10-30 arası tasarruf sağlayabilir. 5 milyon TL’lik bir projede %20 tasarruf, 1 milyon TL’ye denk gelir ki, danışmana vereceğiniz ücret bunun çok küçük bir oranıdır.
Proje Yönetimi ve Denetim Desteği:
Bazı danışmanlar sadece proje tasarımını değil, uygulama aşamasını da izleyip denetleyebiliyor. Bu da işin doğru yapılmasını ve sürprizlerin minimize edilmesini sağlıyor. Örneğin danışman, kablolama esnasında periyodik kontrol yaparak hatalı işçilik görürse müdahale ediyor, testlerde çıkan sorunları yakından takip ediyor.
Bu sayede yüklenici firmanın hataları erken aşamada düzeltiliyor, kabul aşamasında pürüz kalmıyor. Sonuç olarak, bitişte “pardon bunu unutmuşuz” denilerek istenen ek ödeneklerin önüne geçiliyor. Danışmanın proje boyunca sağladığı kalite kontrol, ileride oluşabilecek arıza ve bakım maliyetlerini de düşürür; zira sistem düzgün kurulmuştur ve uzun süre sorunsuz çalışır.
Tüm bu maddeler ışığında, bağımsız bir danışmana projeyi inceletmek lüks değil, aksine ciddi bir tasarruf aracıdır. Nasıl ki arabamızı almadan önce ekspertize gösteriyoruz, milyonlarca liralık bir güvenlik yatırımını da ikinci bir uzman gözüne göstermek aynı derecede önemlidir.
Kurumsal yapılarda bazen ikinci bir görüş almak iç süreçleri uzatır diye çekinilir, ancak doğru kişiden alınan doğru tavsiye, projenin hem maliyetini azaltır hem de içinizin rahat olmasını sağlar. Nihayetinde, proje hatalarını baştan düzeltmenin bedeli, sonradan düzeltmekten her zaman daha düşüktür.
Örnek Senaryo: Hatalı Proje ile Doğru Proje Karşılaştırması
Yukarıdaki teorik bilgiler ışığında, akılda somut bir resim oluşması için basit bir öncesi-sonrası senaryosu inceleyelim. Bu senaryoda, orta ölçekli bir işletme için elektronik güvenlik ve yangın sistemi projesini ele alacağız. İlk durumda tipik hataları barındıran “hatalı tasarım” maliyetini hesaplayacağız, ikinci durumda ise bağımsız danışman incelemesinden geçmiş “doğru tasarım” ile maliyetlerin nasıl değiştiğini göreceğiz.
Senaryo Tanımı:
Bir depo ve ofis kompleksinden oluşan tesis için bir güvenlik projesi hazırlanmıştır. Proje kapsamında CCTV kameraları, hırsız alarm sistemleri, kartlı geçiş sistemi ve yangın alarm sistemi bulunmaktadır. Tesisin ihtiyacını kabaca şöyle özetleyelim: 40 adet güvenlik kamerası (iç ve dış mekân), 1 adet 16 bölge hırsız alarm paneli, 20 kapı için kartlı geçiş, yaklaşık 100 adet yangın algılama dedektörü. Şimdi Hatalı Proje ile Doğru Proje arasındaki farklara bakalım.
Hatalı Proje Tasarımı:
Hatalı projede, yukarıda tartıştığımız hataların birçoğu bulunuyor. Örneğin:
Gereğinden Fazla Cihaz: Proje, depo alanı için 25 kamera, ofisler için 20 kamera öngörmüş (toplam 45 kamera). Aslında 45 kamera biraz abartılı, bazı kör noktaları kapatmak için fazladan kameralar eklenmiş. Ayrıca 20 kapı yerine 25 kapıya yetecek kadar kartlı geçiş okuyucu sipariş edilmiş (ihtiyaç fazlası 5 adet). Yangın alarm sisteminde de risk analizi zayıf yapıldığı için fazladan dedektörler var; toplam 120 dedektör planlanmış (gerçek ihtiyacın %20 üstünde).
Yanlış Ürün Seçimi: Dış mekân için seçilen güvenlik kameraları yeterince dayanıklı değil (IP66 yerine IP54 sınıfı, ucuz modeller). Muhtemelen birkaç yıl içinde arıza yapacaklar. Ayrıca kartlı geçiş sistemi yazılımı oldukça pahalı bir enterprise sürüm; tüm şirketin farklı lokasyonlarını entegre edebilen, ancak bu tesiste tam kapasitesi kullanılmayacak bir sistem. Yangın paneli ise sadece kendi markasının dedektörleriyle çalışabilen kapalı bir sistem; ileride farklı marka bir ekleme yapmak isterlerse mümkün olmayacak.
Kablo ve Altyapı Sorunları: Proje dokümanında kablo güzergahlarına pek detay girilmemiş. Kamera ve kart okuyucu kabloları için mevcut elektrik tavalarının kullanılması not düşülmüş ama gerçekçi değil çünkü o tavalar zaten dolu. Bu hesapsızlık yüzünden sahada muhtemelen ek kablo kanalı döşenecek. Ayrıca, hırsız alarm sensörlerinin çoğu için kablosuz seçeneğe gidilmiş (kolay olsun diye), ancak betonarme yapıda sinyal düşme sorunları çıkacak muhtemelen, sonradan kabloluya dönmek gerekebilecek. UPS güç ihtiyacı hafife alınmış; bütün sistem için sadece 1 adet küçük UPS öngörülmüş, elektrik kesintisinde tüm sistemin düşme riski var.
Entegrasyon Eksikliği: Projede yangın alarm sistemi ile kartlı geçiş arasında bir entegrasyon tanımlanmamış. Yani yangın durumunda kapıların otomatik açılması veya turnikelerin serbest kalması gibi senaryolar yok. Ayrıca CCTV ile alarm sistemi de bağımsız; alarm çalarsa kameralar kayıt işaretlemesi yapmayacak. Farklı sistemler için üç ayrı yazılım arayüzü kullanılacak, operatör her biri için ayrı ekran takibine muhtaç.
Bu hatalı tasarımın maliyet tablosunu kabaca çıkaralım:
-
Kamera Sistemi: 45 kamera + NVR + depolama + montaj malzemeleri ≈ 900.000 TL (her kamera kiti ortalama 20.000 TL varsayalım).
-
Hırsız Alarm: 1 panel + 30 hareket sensörü + sirenler vs. ≈ 150.000 TL.
-
Kartlı Geçiş: 25 kapı seti + yazılım + kontrol paneli ≈ 300.000 TL (enterprise yazılım nedeniyle yüksek).
-
Yangın Alarm: 120 dedektör + panel + siren+flâşörler ≈ 400.000 TL.
-
Altyapı ve Kablolama: Başta düşük hesaplanmış olsa da sahada ek kanal, kablo vs. gerekecek, tahmini ek 100.000 TL çıkacak.
-
Entegrasyon için Sonradan Alınacaklar: Yangın-kapı entegrasyonu modülü, CCTV-alarm entegrasyon yazılımı vs. sonradan fark edilip eklenecek ≈ 50.000 TL.
-
Revizyon ve İşçilik: Yanlış ürünlerden bazılarını değiştirmek (dış mekân kameraları 1 yıl içinde su alırsa yenilerini almak), kablosuz sensörlerin kabloluya çevrilmesi işçiliği vs. önümüzdeki yıl içinde ekstra 50.000 TL diyelim.
Hatalı Proje Toplamı ≈ 1.950.000 TL (ilk kurulum + ilk yıl içindeki düzeltmeler dahil).
Görüldüğü gibi, hatalı tasarım kağıt üzerinde belki 1.8 milyon TL görünüyordu, fakat gerçekte devreye alma safhası ve ilk yıl sonunda fiilen harcanan para ~1.95 milyona ulaşıyor. Üstelik bazı sıkıntılar (düşük kaliteli kameralar, entegrasyonsuz kullanım zorluğu) nedeniyle sistem tam verimli de değil.
Doğru Proje Tasarımı:
Şimdi aynı tesis için, bağımsız danışman incelemesi sonrası optimize edilmiş doğru projeyi düşünelim. Danışman, gereksiz malzemeleri budamış, doğru ürünleri seçmiş, entegrasyon ve altyapı eksiklerini gidermiş olsun:
Optimum Cihaz Sayısı:
Kamera sayısı 45’ten 35’e düşürüldü. Danışman risk analizine göre kör noktaları asıl kritik bölgelere odaklamış, geniş açılı lenslerle kapsama sağlanmış, gereksiz çakışan kamera konumları elenmiş. Kartlı geçiş okuyucu sayısı gerçek ihtiyaç olan 20’ye indirildi, fazla 5 çıkarıldı.
Yangın dedektörleri de gereksiz fazlalıklar atılarak 100 adede çekildi (depo yüksekliği ve hava akışını değerlendirip gerekmediği anlaşılan noktalar elendi). Sonuç: daha az cihaz, daha az maliyet.
Doğru Ürün Seçimleri:
Dış mekân kameraları için başta önerilen ucuz model yerine orta sınıf, IP67 korumalı kameralar seçildi. Birim fiyatları belki biraz daha yüksek ama uzun ömürlü ve güvenilirler (ileride arıza çıkarmayacaklar, bakım maliyeti az). Kartlı geçişte enterprise yazılımdan vazgeçildi, sadece bu tesis için yeterli olacak orta ölçekli bir yazılım kullanıldı (lisans maliyeti ciddi oranda düştü).
Yangın paneli olarak açık protokol destekleyen, farklı marka dedektörleri de tanıyabilen bir model seçildi – böylece ileride esneklik sağlandı. Genel olarak marka seçimlerinde, fiyat/performans oranı yüksek, piyasada servis desteği iyi ürünlere yönelindi. Bu sayede ilk yatırım maliyeti biraz azalırken, uzun vadeli işletme gideri de düşürüldü.
Düzeltilmiş Altyapı Planı:
Danışman, kablolama için gerekli kanalların kesitlerini ve geçiş noktalarını projeye ekletti. Mevcut elektrik tavalarının yanına ilave zayıf akım tavası konulması projeye dahil edildi (başta düşünülmemişti). UPS ihtiyacı yeniden hesaplandı ve kritik cihazlar için ayrı bir UPS grubu oluşturuldu; böylece sistemin kesintisiz çalışması güvenceye alındı (başta tek UPS yetersizdi, şimdi iki uygun kapasiteli UPS öngörüldü).
Kablosuz dedektörler yerine baştan kablolu çözüme gidildi, böylece sonradan ortaya çıkacak çekim sorunları engellendi. Tüm bu düzenlemeler, belki proje teklifine bir miktar altyapı maliyeti ekledi ama ileride çıkacak ek işlerin ve sorunların önüne geçti.
Entegrasyon ve Tek Platform: Doğru projede sistemler arası entegrasyon planlandı. Yangın alarmı tetiklenince tüm manyetik kapı kilitlerinin açılması ve turnikelerin serbest kalması fonksiyonu projeye yazıldı. Bu ek için yangın paneline bir arayüz modülü eklendi (maliyeti çok yüksek değil ama etkisi büyük).
CCTV ve hırsız alarm entegre edildi; alarm bölgesinde hareket algılanırsa ilgili kameranın merkeze pop-up görüntü göndermesi gibi senaryolar konfigüre edildi. Üstelik seçilen yazılımlar marka itibariyle uyumlu olduğundan, ekstradan bir yazılım satın almaya gerek kalmadı, sistem kendi içinde halledebiliyor.
Operatörler için tek bir kontrol yazılımı arayüzüne (entegre güvenlik yönetim yazılımı) geçildi, böylece üç ayrı ekran yerine tek ekrandan her şey izlenebilecek. Bu entegrasyon adımları sayesinde ileride işletme sırasında verimlilik artacak, belki bir personel daha az nöbet tutacak (dolaylı bir tasarruf).
Şimdi de doğru projenin maliyetini hesaplayalım:
-
Kamera Sistemi: 35 kamera + NVR + depolama ≈ 700.000 TL (daha az kamera, kalanlar kaliteli; birim fiyat biraz yükseldi ama adet düştüğü için toplam azaldı).
-
Hırsız Alarm: 1 panel + 30 yerine 20 sensör (optimizasyonla alanlar yeniden düzenlendi, sensör sayısı da azaldı diyelim) ≈ 130.000 TL.
-
Kartlı Geçiş: 20 kapı + orta ölçek yazılım ≈ 200.000 TL (gereksiz lisans masrafı gitti).
-
Yangın Alarm: 100 dedektör + açık protokollü panel ≈ 350.000 TL (dedektör sayısı azaldı).
-
Altyapı ve Kablolama: Baştan doğru planlandığı için ek iş çıkmayacak, öngörülen maliyet ≈ 120.000 TL (bir miktar arttı çünkü proje içine ilave tavalar/UPS vs kondu, ama bu sonradan çıkacak 100.000 TL’den iyidir, kontrol altında).
-
Entegrasyon Ekstraları: Yangın-kapı arayüz modülü vs. ≈ 20.000 TL (başta eklendi).
-
Danışmanlık Ücreti: Bu projenin uzman incelemesi ve optimizasyonu için diyelim ki 50.000 TL danışmanlık bedeli ödendi.
Doğru Proje Toplamı ≈ 1.570.000 TL (danışmanlık dahil).
Karşılaştırdığımızda, doğru tasarlanmış proje yaklaşık 1.57 milyon TL tutarken, hatalı tasarımın fiili maliyeti 1.95 milyon TL’yi buluyordu. Aradaki net fark %25 civarı, yani yaklaşık 380.000 TL tasarruf edildi. Üstelik bu sadece maddi tasarruf; bunun yanında sistemi ilk seferde doğru kurmanın getirdiği operasyonel rahatlık, sorunsuz devreye alma, kullanıcının memnuniyeti gibi kazançlar da cabası.
Tabii ki her proje farklıdır ve tasarruf oranı değişebilir. Ancak bu örnek senaryo gösteriyor ki, proje hataları yüzünden gerçekten de %20-30 civarında fazla ödeme yapma ihtimaliniz var. Doğru proje, doğru maliyet prensibiyle hareket edildiğinde ise bu farkı cebinizde tutabilirsiniz.
Küçük bir danışmanlık yatırımının, nasıl büyük geri dönüş sağladığı da rakamlarla ortada: 50 bin TL verip 380 bin TL kazanç elde etmek, herhangi bir yatırım için harika bir orandır.
Sonuç
Elektronik güvenlik sistemleri ve yangın sistemlerinde projelendirme hataları, çoğu zaman göze görünmeyen ancak proje bütçesini şişiren kalemler olarak karşımıza çıkar. “Elimde proje var, daha neden kontrol ettireyim?” şeklindeki yaygın düşüncenin aksine, ikinci bir kontrol mekanizması (örn. bağımsız bir uzman incelemesi) uzun vadede hem paradan hem zamandan tasarruf etmenizi sağlar. Unutmayalım ki, kâğıt üzerindeki kusursuz görünen bir plan bile uygulama sırasında beklenmedik sorunlar çıkarabilir; bu sorunlar da her zaman bir fiyat etiketiyle gelir.
Doğru projelendirilmiş bir güvenlik sistemi, ihtiyacınız olan korumayı optimum maliyetle sunar. Gereksiz cihaz yığını içermez, seçilen her ekipmanın bir amacı vardır. Teknik tasarım, binanızın ve işleyişinizin ayrılmaz bir parçası haline gelir; sonradan uydurma çözümlerle durumu kurtarmaya çalışmazsınız.
Entegrasyonu düşünülmüş bir sistem, size sadece güvenlik değil, aynı zamanda operasyonel kolaylık da sağlar. Ve tüm bunlar, başlangıçta biraz daha fazla emek ve uzmanlık gerektirir, evet – ama sonuçta “ucuz” görünen ama sorunlu bir projedense, “doğru” proje size toplam sahip olma maliyetinde kazandırır.
Şirketinizin güvenlik yatırımlarından en yüksek verimi almak istiyorsanız, proje dosyanızı masaya yatırmanın tam zamanıdır. Proje ekibiniz veya yüklenici firma size bir tasarımla geldiğinde, hemen imzalamadan önce durup kritik bir değerlendirme yapmalısınız.
İşte proje elinize geldiğinde sormadan imza atmamanız gereken 7 soru:
-
Risk analizi ve ihtiyaç tespiti doğru yapıldı mı? Proje, bizim gerçek güvenlik risklerimize ve operasyonel ihtiyaçlarımıza uygun olarak mı tasarlandı, yoksa kopyala-yapıştır genel bir çözüm mü içeriyor?
-
Önerilen cihaz sayıları ve sistem kapasiteleri ihtiyaçla orantılı mı? Projede hiç sorgulamadığımız, “bu fazla değil mi?” dedirten kamera, sensör veya diğer ekipman var mı? Aşırı veya atıl kapasite planlanmış olabilir mi?
-
Seçilen ürünler amaca uygun ve optimal mi? Kullanılacak kamera, panel, dedektör vb. cihazlar çevre şartlarımıza, kullanım yoğunluğumuza dayanıklı mı? Yoksa ya aşırı lüks ya da kalitesiz seçimler mi yapılmış? Alternatif marka/modellerle maliyet-fayda dengesi değerlendirildi mi?
-
Kablo güzergahları ve altyapı detayları düzgün planlandı mı? Proje çizimlerinde kablo rotaları, kanal/boru yerleşimleri, cihaz montaj noktaları belirtilmiş mi? Mevcut bina yapısıyla uyumlu mu? İleride duvar kırmak, ekstra kanal yapmak gerekecek işaretler var mı?
-
Sistemler arası entegrasyon düşünülmüş mü? Önerilen güvenlik ve yangın sistemleri birbiriyle haberleşebilecek mi, yoksa tamamen bağımsız çalışıp çift iş mi yapacaklar? Örneğin alarm ile kamera, yangın ile kartlı geçiş koordinasyonu projede yer alıyor mu?
-
Proje, yasal gereklilikleri ve standartları karşılıyor mu? Yangın yönetmeliği, bina güvenlik standartları, iş sağlığı güvenliği talimatları ve benzeri tüm düzenlemelere uygunluk kontrol edildi mi? İleride resmi denetimlerde “eksik” bulunabilecek bir durum var mı?
-
Projeyi bağımsız bir uzman gözden geçirdi mi? Bu tasarım ikinci bir görüş aldı mı, yoksa yalnızca yüklenicinin sunduğu haliyle mi değerlendiriyoruz? Gözden kaçan veya ticari kaygıyla eklenmiş öğeleri ayırt edebilecek tarafsız bir inceleme yapıldı mı?
Bu sorulara alacağınız yanıtlar tatmin edici değilse, proje belgelerinizi imzalamadan önce durmakta fayda var. Gerekirse projeyi hazırlayanlarla bir kez daha masaya oturun, veya gerçekten uzman bağımsız bir danışmandan görüş alın. Unutmayın, “Doğru Proje, Doğru Maliyet” demektir. Küçük bir ihmal veya fazla güven, size %30’a varan oranlarda ekstra maliyet olarak dönebilir.
Sonuç olarak, elektronik güvenlik ve yangın sistemi projelerinde başarı, sadece teknolojik olarak iyi bir sistem kurmakla değil, aynı zamanda mühendislik ekonomisi açısından akıllı kararlar vermekle ölçülür. Gereksiz harcamalardan kaçınmak, kaynaklarınızı doğru yere yönlendirmek ve ileride sürpriz faturalarla karşılaşmamak için proje aşamasını ciddiye alın. “Projeyi bir de Ahmet Bey’e gösterelim” diyebilmeyi, yani uzman görüşüne başvurmayı kurumsal kültürünüzün bir parçası haline getirin. Bu yaklaşım, belki bugün birkaç haftalık bir gecikme veya küçük bir danışmanlık maliyeti yaratır; ancak yarın size hem gönül rahatlığı hem de ciddi maddi kazanç olarak geri dönecektir.
Özetle: Projenizi sağlam temellere oturtun, sonradan pişman olmayın! Her imzanın şirket kasasından çıkan bir bedeli vardır – doğru projeye atılan imza ise uzun vadede cebinizi korur.
Konu İle İlgili Spotify Podcast Dinlemek İçin Tıklayınız.
